Resimsizlik ve Nesirsizlik

Yahya Kemal Beyatlı

 

Milliyetimizi, - kendime göre -, idrak ettiğimden beri dilimden düşmeyen cümle budur: “Resimsizlik ve nesirsizlik…” (Bu) iki feci noksanımız olmasaydı bizim milliyetimiz bugün olduğundan yüz kat daha kuvvetli olurdu…

Resimsizlik yüzünden cedlerimizin yüzlerini göremiyoruz. Ah bu ne feci hicrandır! Eski şehirlerimizi göremiyoruz; yanmış yahut yıkılmış nice binalarımızı göremiyoruz; eski kıyafetlerimizi göremiyoruz; o kıyafetlerin asırlar arasında, yavaş yavaş nasıl tekâmül ettiklerini anlayamıyoruz; vatanı kurduğumuz eski seferlerimizi, eski meydan muharebelerimizi, bu muharebeleri başaran şerefli ordularımızı göremiyoruz. Ah, ah… Resimsizlik yüzünden daha neleri, daha neleri göremiyoruz.

Topkapı Sarayı’nda bazı meraklılara gösterilen Hünername’nin minyatürlerine bakarken kaç defa gönlümden bu özleyiş geçti: Ah, dedim, ne olurdu, her asrımızın her manzarası, yalnız İstanbul değil, bütün Anadolu ve Rumeli; Macaristan ve Akdeniz şehirlerimiz böyle minyatürlerde görünselerdi.

Hünername, Üçüncü Sultan Murad zamanında, Sokollu Memed Paşa sadrazamken, bir Türk ressamının hem kendi devrini, hem de – Hazine’den çıkarılıp kendine gösterilen maziye ait resimleri kopye ederek – maziyi tasvir edişinden ibarettir.

Böyle olmakla beraber bu kitap ne kadar canlı, ne kadar düşündürücü, halis bir Türk’e ne kadar ürperme veren bir eserdir. Ya tıpkı Avrupa milletlerinde olduğu gibi, bizde de her şehirde ve her devirde birçok ressamlarımız olsaymış ve o ressamlar, herbiri kendi ihtisasına göre, milli ve şahsi hayatımızın her safhasını tasvir etselermiş ve o tasvirler bize kadar gelselermiş, biz onlara bakarak, büyük, geniş ve derin tarihimizi her an görebilseymişiz! Ah! Ah! Bu ne üzüntülü bir özleyiştir.

İkinci bahse geçeyim. İkinci bahse, yani nesirsizlik bahsine geçeyim. O büsbütün feci bir noksandır.

Bilirim ki İslamiyet’in resim düşmanlığı denilen kusurunu –gaayet haklı olarak- lanetle yad edenler bizi mahza onun körlettiğini tekrar ederler. Ya nesirsizliğe ne diyelim? Onu İslamiyet men’etmemişti. İyi nesir, hani Yunaniler’in bilhassa ve bilhassa Latinler’in nesir dedikleri nesir, nihayet varisleri olan Avrupalılar’a miras bıraktıkları nesir, hulasa bugün aydınlığının hududsuzluğuyle insanı insan eden nesir Araplar’da da yoktu. Acemler’de de yoktu. Biz zavallı Türkler Arap ve Acem’in tilmizleri olduğumuz için, ayrıca da, kendi milli kusurumuz olarak, az yazdığımız için nesirsiz kaldık.

Mazimizi muhayyilenin bütün kudretiyle kağıtların üzerinde enine boyuna tecessüm ettirmek şöyle dursun, doğru dürüst, kayıd ve tescil bile edemedik.